Bugün 18 Mayıs, Prof. Türkan Saylan’ın vefatının 8. Yılı…

Çok özel bir hikâyeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bugün aramızda olmayan üç harika insan; Prof. Türkan Saylan, Latif Mutlu ve Kadir Karabulak. Bu hikâye onlarla ilgili…

26 yaşında kaleme aldığım ilk kitabım Kağızman Modeli bu müthiş insanları anlatıyordu. Vizyoner bir eğitimci ve girişimci olan Oğuz Özerden bu girişime ruhunu kattı. Bizler ise bir kısmı hayatta bir kısmı ahirette olan dostlarımızla birlikte Kağızman’a gittik. Bugün hem size öyküyü anlatmak hem de başta Türkan Hoca olmak üzere hayatta olmayan dostlarımızı anmak istiyorum.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin eğitime kazandırdığı özgün ruhu ile müthiş bir sıçrama yaptığı yıllardı. Üniversiteler geleneksel yöntemlerle rekabet ediyor; yeni öğrenciler kazanmaya çalışıyordu. Biz ise üniversiteyi steril bir akademik ortam olarak algılamıyorduk. Bizim için üniversite demek “dersler ve akademi” dışında öğrencileri için büyük bir “sosyal proje” demekti. Neredeyse ders dışında “her şey” demekti. Hayat, yaşam, vatan ve insan demekti. Hepimiz Anadolu’ya yayıldık. Siirt’ten Kars’a, Eruh’tan Kağızman’a kadar mezunlarımız karış karış Anadolu’yu dolaşıyordu. İhtiyacı olanlara destek oluyor. Nerede aksayan bir eğitim kurumu varsa ona katkı sağlıyordu. Farklı görüşlerdeki sivil toplum kuruluşları buluşuyordu. Çalıştaylar düzenliyor ve tükenmez bir enerji ile “değişime” ışık tutmaya gayret ediyorduk. Üretiyorduk. Yanlışları eleştirip doğruları çoğaltmaya çalışıyorduk. Biz koştukça farklı gruplar da ilham alıp yollara dökülüyordu. Anadolu’nun en canlı dönemiydi. Bağımsız gençler, ÇYDD, Türkan Saylan ve diğerleri. Her görüşten her düşünceden müthiş bir zenginlik.

Dönemin Kağızman Kaymakamı Aylin Hanım bizim, Siirt’te köylerde olduğumuzu duyunca gelip bizi ikna edip Kağızman’a getiriyordu.

Gördüğümüz manzara gerçekten içimizi acıtmıştı. Bir çoğumuzun ne anlama geldiğini bile bilmediğimiz Anadolu’da YİBO gerçeği. Duygularına en çok hakim olduğunu iddia eden kesimlerin bile gözyaşlarına hakim olamayacağı gerçeklerle yüzleştik. Çocuklar temizlenmek için birbirlerinin su dolu pet şişelerini çalmak zorunda kalıyorlardı. Yosun tutmuş duvarlar, dayak, taciz, çocukları kilit altında tutmak, kokudan girilemeyen koğuşlar, bozuk su tesisatları, ısı kayıpları, deprem riskleri, son derece sağlıksız yatakhane koşulları, kısacası korkunç bir tablo ile karşılaşmıştık. Minicik çocuklarımız ile geçirdiğimiz her saat kahroluyorduk. Ellerinden tutup hepsinin hayatını değiştirmek istiyorduk.

Öğrencilerin harçlıkları, Bilgi Üniversitesi mezunlarının katkıları, şirketlerin bağışları derken Kağızman’da müthiş bir model şekilleniyordu. Bir taraftan yeni binalar inşa ediyorduk, bir taraftan da projenin ruhunun oturması için insan seli oluşturuyorduk. İstanbul’dan Kağızman’a öğretmenler, gönüllüler akıyordu. Sanatın her dalı, tiyatro, müzik grupları geliyordu. Çok kısa süre içerisinde çocuklarımızın başarılarını görmeye başladık. Dün imkanları olmayan çocuklar birbiri ardına üniversite sınavlarını kazanmaya başladı. Bir “Kağızman nesli” doğmaya başladı. Özgür, ne istediğini bilen ve ayakları üzerinde duran güçlü çocuklarımız. Bu vesile ile Kağızman’da okul müdürümüz Fesih Altay başta olmak üzere cesur yürekli öğretmenlerimize de tekrar teşekkür ediyorum.

“Kağızman Modeli” inanılmaz bir anıdır. Hayatta olan veya bugün aramızda olmayan yüzlerce cesur yüreğin yaşayan bir eseridir. Ne zaman gökyüzüne bakıp Anadolu’nun havasını koklasam Türkan Saylan’ın o güzel sesini, çocuklarımızın parıldayan gözlerini hatırlarım. Yıllardır bıkmadan nasıl Anadolu’da dolaşıyorsun, diye soran dostlarıma yanıtımın adıdır.

Ben bugün 40 yaşındayım. Belki 20 yıldır Anadolu sevdam yerine başka işlerle ilgilensem farklı pozisyonlarımız, farklı görevlerimiz olabilirdi. Varsın olsun bu Anadolu kokusu tüm hüzünleri ile biziz. Bizim zenginliğimiz Anadolu. Belki de bize nasip olan “kader” budur. Tüm mutluluklarımız ve tüm hayal kırıklıklarımız ile sanırım bu hayatta payımıza düşen, Anadolu’da bir ömür. Bizi yalnız bırakmayın… Bu modelleri paylaşalım ve bu inancı gelecek nesillere anlatalım. Elbirliği ile bu “bereketi” yayalım.

Kağızman, gerçekleşen bir düşün, bir projenin öyküsüydü. Hiç şüphesiz çeşitli araştırmacılar bu modeller için farklı değerlendirmeler yapacaktır. Kimi bu yapılanları dünyada 19. yüzyıldan beri örnekleri görülen “halkçılık” hareketlerine benzetecektir. Kimi de Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki köycülük hareketiyle bağlar kuracak, “Köy Enstitülerine” göndermeler yapacaktır. Ancak hepsinden önemlisi; 21. yüzyılda ulaşılan toplumsal gelişmeyi ve değişen devlet ve demokrasi anlayışını da dikkate alarak; eğitim kurumları, üniversiteler, şirketler ve sivil toplum kuruluşları ile tüm kaynaklarımızı seferber etmeliyiz. Siyaseten tarafsız, particilikten bağımsız “katılımcı modeller” oluşturmalıyız.

Rahmetli Türkan Saylan’ın güzel bir sözü ile yazımı tamamlamak istiyorum: bu model Anadolu gerçeklerini tanımayan, dahası tanımak istemeyen, “bana ne beni ilgilendirmez ki” diyenlere umarım iyi bir yanıt ve belge olacaktır.

Evet bugün Türkan Saylan yanımızda değil. Ne dersiniz sürekli yakınmak, faydasızca eleştirmek yerine Anadolu’ya dağılsak daha faydalı olmaz mı?

Tüm samimiyetimiz ile sizi davet ediyoruz. Ülkemizin tüm vakıflarını, üniversitelerini, şirketlerini, tüm iyiliksever ve heyecanlı insanlarını farklı sesleri anlamaya, ileri götürmeye ve bu modelleri çoğaltmaya davet ediyoruz.

Başka Türkiye yok. Mücadele etmeli ve sorumluluk almalıyız!