Hukuk Reformu

Bir devleti kabileden ayıran en önemli unsur olan “Hukuk”, devletlerin ve onları oluşturan toplumların kaderini de etkilemektedir. Dolayısıyla, önümüzdeki öncelik “Hukuk”un kalitesidir. Önceliğimiz Hukuk reformu olunca, elbette ilk bakmamız gereken kurum, Hukuk’un en önemli uygulayıcısı ve “müeyyidesi” konumundaki “Yargı”dır. Reform planlarımızda genel olarak Yargı Kurumu kapsamındaki düşüncelerimizi içermektedir. 

11. Yargının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Sağlanacaktır! 

– ​Son anayasa değişikliği ile getirilen Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun tüm üyelerinin siyasi merciler tarafından seçilmesi usulünün kaldırılması amacıyla tekrardan halk oylaması yapılarak üst düzey yargı mercii olan Hakimler ve Savcılar kurulunun tarafsızlığı sağlanacaktır. 

Hakim ve savcıların hiçbir etki altında kalmadan karar verebilmelerinin sağlanması için öncelikle hakim ve savcılar üzerinde önemli yetkileri bulunan, Hakim ve Savcılar Kurulu’nun (“HSK”) ele alınması gerekiyor. HSK gibi hayati önemde olan bir kurum üzerinde hükümetin müdahalesinin sıfıra indirilmesi için, hükümet tarafından atanacak aday sayıların azaltılması, HSK’nın hakimler ve savcılar üzerindeki yetkilerinin kısıtlanması başta olmak üzere gerekli tüm düzenlemeleri derhal yürürlüğe alacağız. 

– Hakim adaylarının hakimliğe kabulü için mülâkat aşamasının etkisi azaltılacak, bu sayede yargı mensuplarının seçiminde “liyakat prensibi” esas alınacaktır. Hakim ve savcıların seçiminde mülâkat aşaması son derece kritiktir. Bugüne kadar bu metod suiistimal edilmek suretiyle yargıda siyasi kadrolaşma sağlanmıştır. Mülâkat metodu bu surette uygulandığı sürece yargı mensuplarının adil şekilde tayini mümkün görünmemektedir. Bu nedenle mülâkat sisteminin, adayların seçimindeki etkisi azaltılacak, adaylar; hukuk fakültelerinde ve hakimlik sınavındaki başarılarına göre seçilerek liyakat prensibine uygun şekilde ülkemize hizmet etmeye başlayacaklardır. 

– Yargı mensuplarının can güvenlikleri güvence altına alınacak ve çalışma şartları iyileştirilecektir. 

Bir ülkede yaşayan vatandaşa her anlamda en büyük güvenceyi o ülkenin yargı erki verebilir. Yargı erkinin daha üzerinde herhangi bir güvence söz konusu değildir, yargıyı önemli kılanda bu husustur. Yargılamanın niteliğini ise yargı kadrosu belirleyecektir. Nitelikli ve hukuki donanımı yüksek hakim ve savcılar yetişmediği sürece yargı kadrosunun nitelikli olabilmesi mümkün değildir. Tek adam rejiminin yargıdaki tahribatı ile birlikte son dönemlerde hukuk fakültesinden mezun, tutkulu, yetenekli ve idealist hukukçuların hakimlik veya savcılık yerine avukatlığı tercih ettiği görülmektedir. Bunun temel sebepleri ise, hakim ve savcıların çalışma şartları, can güvenliklerinin yeteri düzeyde temin edilmeyişi ve daha da önemlisi düzenli gelirlerinin beklenen seviyede olmayışıdır. Yapılacak düzenlemelerle bunu ortadan kaldıracağız ve genç, tutkulu hukukçuların hakimliğe ve savcılığa yönelimlerini teşvik edeceğiz. Bu sayede uzun vadede güvenilir ve sağlıklı bir yargı sisteminin oluşmasının temellerini atacağız. 

12) Yargı Süreçlerinin Evrensel Hukuk İlkelerine Göre Yürütülmesi Sağlanacak! 

Sadece kanun, yönetmelik gibi düzenlemelerin olması ve bunlara tabi olan kurumların varlığı o ülkede “Hukuk” un olduğu anlamına gelmiyor. Günümüzde de örneklerini gördüğümüz gibi, evrensel hukuk ilkelerine aykırı uygulamalar ve hukuk yorumlamaları yapılarak insanlar mağdur edilebiliyor. Bağımsız yargı ile ilgili düşüncelerimizle bağlantılı olarak, ucu devlet kurumlarına “dokunan” süreçlerde haklarını arayan insanların devlet duvarına çarptıklarını ve sonuç alamadıklarını görüyoruz. Cumartesi annelerinden, en son olağanüstü KHK’lar ile mağdur edilen insanlara kadar her kesimden vatandaşlarımızı mağdur eden bu olayları toplumsal birlikteliğimize zarar veren durumlardır. Bu konularda hesap veren bir devlet düzeyine çıkmak için tüm irade net ve açık bir şekilde gösterilecektir.  

– Vatandaşların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca sahip oldukların adil yargılanma haklarının gözetilmesi sağlanacaktır. 

Ülkemizinde taraf olduğu, taraf devletlerde yaşayan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi vatandaşların adil yargılanma haklarını düzenlerken, her bireyin davasının makul bir süre içerisinde görülmesi gerektiğine önemle vurgu yaptığını görüyoruz. Ancak özellikle ülkemizde yargılama süreçleri ve mahkemelerin çalışma sistemleri göz önünde bulundurulduğunda, bireylerin adil yargılanma haklarına riayet eder ve haklarına olabildiğince ivedi şekilde kavuşmalarına hizmet eder bir yargılama sisteminin olmadığını ve hatta bu durumda son derece uzak bir çizgide olduğumuzu görmekteyiz. Bir hukuk devletinde hukuk sisteminin işleyişinin arka plana atılmasının her şeyden önce bir ülke vatandaşı olarak kabulü mümkün değildir. Bu nedenle yargılamanın hızlanması adına atılacak adımlar elzem olup, yapılacak düzenlemelerle bunu sağlamayı amaçlıyoruz.

13) Duruşma Sayıları Sınırlandırılacaktır! 

Medeni muhakeme mevzuatında yapılacak düzenlemeler ile bir yargılama için yapılacak duruşma sayısı sınırlandırılacaktır. 

Mahkemelerdeki dava dosyalarının yoğunluğu, duruşmalar arasındaki sürelerin gittikçe uzamaya başlamasına yol açmıştır. Son dönemlerde bir duruşmadan sonra, sıradaki duruşmanın 2 veya 3 ay sonrası için tayin edildiğini, büyük şehirlerde bu sürenin 6 aya kadar uzadığını ve bu durumun da yargılamaları kabul edilemez derecede uzattığını gözlemliyoruz. Diğer yandan, bir yargılamanın duruşmalarının büyük bir bölümünün yargılamanın esasını etkileyen türdün değil, usulen huzurda bulunulan duruşmalar olduğu gözler önündedir. Üstüne üstlük mahkeme hakimleri, haftanın en az 2 gününün tamamını duruşmalara ayırdıklarından, verimsiz geçen duruşmalar için kendileri de yüksek derecede efor sarf etmekte, dosyaları incelemeye de vakit bulmamakta ve bu hususlar da açıkça yapılan yargılamanın kalitesini düşürmektedir. Bu nedenlerle yargılamanın esasını etkilemeyen bu duruşmaların gerçekleştirilerek yargılamanın uzamasını önlemek adına, dava türlerine göre yapılacak duruşmalara medeni muhakeme mevzuatında yapılacak düzenlemeler ile sınırlamalar getirilecektir. Bu sayede hem mahkeme hem de taraflar duruşmalar için daha az süre harcayacak, yapılan duruşmalarda taraflar süre sıkışıklığı olmadığından kendilerini daha rahat ifade edebilecek. Sonuç olarak az duruşma yapılarak yargılama süresinden tasarruf edilecek, aynı zamanda gerçekleşen duruşmalar çok daha verimli şekilde cereyan edebilecektir. 

14) Yargıda Uzmanlaşma Sağlanacaktır! 

Adli ve idari yargı mensuplarının, faaliyet gösterecekleri alanlara göre uzmanlaşmaları sağlanacaktır. Ülkemizde yapılan yargılamaların yeterli seviyede olmayışının en önemli nedenlerinden birisi de, yargılama yapan hakimler için herhangi bir uzmanlaşma sisteminin mevcut olmayışıdır. Üstüne üstlük uzun süre aynı tip mahkemede kalıp o mahkemede bakılan davaların konusu üzerinde uzmanlaşma fırsatı bulan hakimler, yapılan ani bir atama sonucu daha önce hiç ilgilenmedikleri konulardaki davaların görüldüğü mahkemelerde görev aldığı gözlemleniyor. Bu nedenlerle hakim adaylarının hakim olmaya hak kazandıktan sonra kendi seçecekleri veya o dönemki ihtiyaç durumuna göre kendilerine uygun görülen alanlarda faaliyet gösteren mahkemelerde görevlendirilebilmeleri adına mahkeme konusu ile ilgili olarak uzmanlaşma kriterleri koyan ve bunu zorunlu hale getiren düzenlemeler yapılacaktır. Bu sayede uzun vadede çok daha nitelikli, adil ve hakkaniyete uygun yargılamalar gerçekleşmesi temin edilecektir. Yargı sisteminin evrensel ölçülerde olmasının gereği olarak evrensel standartlarda içtihat oluşturabilen, evrensel hukuk camiası içinde bilgi alışverişinde bulunabilecek yargı mensuplarının artırılması Yargı Kurumunun değerini ve etkinliğini artıracaktır. Bu doğrultuda gerek hukuk fakültelerinde gerek akademi ve meslek için eğitim programları dahilinde mesleki yabancı dil eğitimlerine, yurtdışı kurumlarla yapılacak işbirlikleri ile düzenlenecek eğitim programlarına destek verilecektir. 

15) Vatandaşın Hukuki Yardım Hizmetine Erişimi Sağlanacaktır! 

Yargı Kurumunun bağımsızlığı kadar vatandaşların Yargı önündeki eşitliği de aynı öneme sahiptir. Ancak hukuk hizmetlerini pahalı olması ve dar gelirli vatandaşın bu hizmete erişememesi mağduriyetlere yol açmaktadır. Bu nedenle bu mağduriyeti en aza indirmek amacıyla mevcut adli yardım sistemi geliştirilmelidir. Bilindiği üzere adli yardım, bireylerin hak arama özgürlüklerinin önündeki engelleri aşmak ve bu özgürlüğün kullanımındaki eşitliği sağlamak üzere, avukatlık ücretlerini ve diğer yargılama giderlerini karşılama olanağı bulunmayanların davanın gerektirdiği yargılama giderlerinden geçici olarak bağışık tutulmalarının yanı sıra ücretsiz avukatlık hizmetlerinden yararlandırılmasıdır. Bu giderler de mevzuat kapsamında barolar tarafından karşılanmaktadır. Ancak özellikle büyük şehirlerdeki baroların gelirlerine incelendiğinde, adli yardım sandığına ayrılan gelirlerin, hak arama düşüncesinde olan ancak yeterli maddi imkanı bulunmayan vatandaşların cüzi bir kısmına fayda sağladığı görülmektedir. Nitekim gönüllülük esası bir kenara olmak üzere, bu noktada avukatların adli yardım faaliyetlerine teşvikinin elzem olduğunu düşünüyoruz. Adli yardım faaliyetlerinde bulunan avukatların adli yardım sandığından alacakları vekalet ücretlerinin artması da baroların buna ayırdıkları bütçe miktarı ile doğru orantılıdır. Bu nedenle, adli yardım faaliyetlerinin teşviki ve bu suretle imkanı bulunmayan vatandaşlarının haklarının korunmasının sağlanabilmesi açısından, tüm illerdeki baroların gelirleri oranın adli yardım sandığına aktaracakları fonların artırılması yönünde çalışmalar ve düzenlemeler yapılacaktır. 

16) TBMM’de kanunların kabulü ve yürürlüğü hususunda Cumhurbaşkanı’nın ‘güçleştirici veto’ yetkisi yerine geciktirici veto yetkisini haiz olması için tekrardan halk oylaması yapılacaktır! 

16 Nisan 2017 halk oylaması sonucu Anayasa’nın 89. maddesinde yapılması önerilen değişiklik kapsamında; Cumhurbaşkanı tarafından TBMM’ye geri gönderilen kanunun aynen kabulünün, ancak Meclis “…üye tamsayısının salt çoğunluğu ile…” mümkün olabileceği kararlaştırılmıştır. Bu düzenlemeyle, TBMM’nin Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen kanunu aynen kabul edebilmesi, başka bir ifadeyle kendi iradesinde ısrar edebilmesi için, kanunların kabulü için öngörülen olağan karar yeter sayısını aşan nitelikli bir çoğunluğa ulaşması öngörülmektedir. Bu durumun, Anayasa’da hâlihazırda var olan basit çoğunlukla ikinci kez kabul sisteminden farklı bir düzenleme olduğunu görüyoruz. Anayasa hukuku tekniği açısından bakıldığında, değişiklik teklifiyle birlikte Cumhurbaşkanı’nın kanunların kabulü konusundaki yetkisinin, “geciktirici veto” yetkisinden “güçleştirici veto” yetkisine yükseltildiğini söylemek mümkündür. Başka bir deyişle, yasama erkini elinde bulunduran meclisin varlığına karşın, Cumhurbaşkanı’nın yasama üzerindeki etkisinin elzem derecede arttığı, Cumhurbaşkanı’nın kabulü onaylamadığı bir yasanın / düzenlemenin yürürlüğe girmesinin zorlaştığı anlaşılmaktadır. Kuvvetler ayrılığını benimsemiş anayasal bir sistemde bu tarz bir yasama biçimini kabul etmiyoruz! 

17) Avukatlar için Baro Sınavı Zorunlu Tutulacaktır! 

Dünya’daki tüm hukuk devletlerinin neredeyse tamamında hukuk fakültesi mezunlarının avukat olabilmeleri için zorunlu baro sınavı uygulaması mevcuttur. Her nasıl hakim ve savcılar için hakim / savcı olmak için böyle bir sınava tabi olma zorunluluğu varsa, avukatlık da aynı derece yetkinlik gerektiren bir meslek olduğundan, aynı uygulamaya avukatların da tabi olması gerekmektedir. 

18) Stajyer Avukatların Maaşları için Asgari Sınır Getirilecektir! Avukat olmaya hazırlanan avukat stajyerlerinin staj programları düzenlenecek ve maaşları için asgari sınır getirilecektir. Günümüzde hak savunucusu avukatların, avukatlık yaşantılarındaki en büyük sıkıntı staj dönemidir. Stajyer avukatlar, stajlarının ilk 6 ayında adliye stajı yapmak zorunda olduklarından, kanunen herhangi bir hukuk ofisi veya iş yerinde sigortalı olarak çalıştırılamıyorlar. Ancak adliye stajı eğitimi, adliyelerdeki iş yoğunluğundan dolayı beklenen nitelikte gerçekleşmediğinden, tüm stajyer avukat adayları bu dönem içerisinde fiilen hukuk bürolarında yasa dışı olarak çalışmalarını sürdürüyorlar. Bunun doğurduğu sonuç ise, stajyer avukatlarının sosyal güvencelerinin olmaması ve kendileri için bir asgari ücret sınırı getirilecek olsa dahi sigortalı çalışamadıkları için bundan istifade edemeyecek olmalarıdır. Bizim kanaatimiz, 6 aydan daha kısa süreli bir adliye stajı zorunluluğu getirip, kalan dönemde avukatların yasal olarak ve sigortalı şekilde çalışabilmelerinin sağlanması yönündedir. Bununla birlikte aynı avukatlarda olduğu gibi stajyer avukatlar için de bir asgari ücret sınırı getireceğiz. Stajyer avukatların staj dönemini daha verimli ve kaygılardan uzak geçirebilmeleri için gerekli düzenlemeleri yapacağız.